Neden Film Seyrediyoruz?
Her sayıda farklı bir isme yönelttiğimiz sorumuzu bu kez öykücü ve editör Zeynep Delav cevapladı.
Neden Film Seyrediyoruz?


Cahit Koytak demek ki, yalnız film seyretmiyorum, / dünyanın gelmiş geçmiş en ilginç, / en özgün, en uzun ve en yoğun / sinema örneğini, / ‘kendim’i, kendi tarihimi / yaratmış oluyorum, ayrıca, / yeryüzünde yaşanmış, / düşlenmiş bütün hikâyeleri / kendi basit hikâyeme katarak, doğallıkla…
30.05.2015 "SİNEMA KUŞU"

 

neden mi film seyrediyorum, babalık?
gerçekten de, neden bu kadar çok
film seyreder durur insan
ve karışır gider gölgelere bu kadar?
 
neden bu kadar çok rüya tüketiyorum
ve bu kadar çok hayat, bu kadar
çok hikâye, kısacık ömrümde?
hemen her filmden çıkınca da,
neden dönüp çevreme bakıyorum,
dönüp kendime bakıyorum, dönüp
ben dediğim o duvar çatlağına,
anahtar deliğine?
 
benim kendi hikâyem, babalık,
benim kendi hayatım, yahu?
diye soruyorum, kendime,
peki ama, nerde bıraktımdı onu,
o beyaz fareyi, o ürkek fareyi?”
 
dur bakiyim, dur bakiyim…
ve sonunda buluyorum, kuşkusuz,
nerde olabilir ki zaten,
santim kıpırdamamacasına yerinden,
her zaman unuttuğum çukurda yine!
 
at atılmaz, sat satılmaz bir sürü ıvır zıvır,
hurda harap hatırayla birlikte 
doksan dakika önce bıraktığım delikte,
gündelik hayat dediğimiz, 
ham çekimlerle, film yumaklarıyla dolu
şu metruk mezbelelikte yani…
 
bense, seyrede ede, başka hayatlardan,
başka sinemalardan
tadımlık zevkler devşirmek için değil, artık,
seyrederken kafama sardırdığım
hayal şeritleriyle, rüya yumaklarıyla
yalnızca bana has bir gerçeklik,
yalnızca bana has bir krallık,
yeri göğü, cenneti, cehennemiyle
bana ait bir melekût kurmak için içimde
her gün daha çok sinema,
her gün daha az gerçek hayat,
bazen gerçekten daha gerçek,
daha parlak, daha net,
katman katman hikâye,
yumak yumak rivayet
ve boy boy benlik,
tür tür akıllılık, delilik emiyorum,
emiyorum habire
ve yığıyorum içime.
 
bırakıldığı yerde, bırakıldığı gibi
durmayan, duramayan, canlanan, kıpırdayan,
titreşen, hışırdayan, motor sesi çıkaran
ve dalga dalga çoğalan, çoğalan
çoğalan, hızlanan ve akan,
akıp duran bitmez tükenmez, diri,
tempolu bir kendilik,
bir birlik, bütünlük
kurmak için sıfırdan,
öyküler arasından öyküler,
trükler, trükler ve sahneler,
hortlaklar, hayaletler, gölgeler,
tek sahnede, değilse, tek sekansta
eskiyen, çürüyen, tozuyan ve yenilenen,
yenilenen, sürekli yenilenen kimlikler,
kişilikler, yüzler, masklar ve ruhlar
seçiyorum kendime.
 
sonra birbirine ekliyorum onları,
ve onlara kendimi…
bazen yekûndan düşmem gerekiyor
kimi kareleri, kimi sahneleri, kimi
sekanslarıyla
bu ‘kendim’ dediğim şeyi.
 
böyle böyle, doldurup da içimi,
cin peri insan fare
vesaire vesaire cıvıltılarıyla
ağzımdan, burnumdan, kulaklarımdan taşan
hayat kırpıklarından, film karelerinden
kanatlar yapıyorum kendime,
değişen büyüklükte
kanatlar ve kuyruklar
ve kuşkusuz, yine değişen uzunlukta,
değişen yoğunlukta yazgılar,
var oluş biçimleri, var oluş eskizleri…
 
bazen at, bazen ot, bazen taş,
bazen kalem ve kılıç,
ve uçan dağ, uçan fare,
hani, artık gökten ne ki yağar,
ne ki düşerse yere…
 
demek ki, yalnız film seyretmiyorum,
dünyanın gelmiş geçmiş en ilginç,
en özgün, en uzun ve en yoğun
sinema örneğini,
kendim’i, kendi tarihimi
yaratmış oluyorum, ayrıca,
yeryüzünde yaşanmış,
düşlenmiş bütün hikâyeleri
kendi basit hikâyeme katarak, doğallıkla…
 
19 Ekim 2010
 
 
 

 

ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..