Neden Film Seyrediyoruz?
Her sayıda farklı bir isme yönelttiğimiz sorumuzu bu kez öykücü ve editör Zeynep Delav cevapladı.
Neden Film Seyrediyoruz?


Oktay Taftalı Verili gerçekliğin tahripkâr doğası karşısında bir çıkış aradığınızda, size en hızlı, en belirgin, en doğrudan bir başka koşut gerçeklik imkânını, ancak sinemanın sunabileceğini iddia etmek mümkündür.
24.07.2015 Seyir Sanatına İlişkin Birkaç Belirlenim
a) Aristoteles, görme duyusunun, bütün öteki duyularımızdan önde geldiğini yazıyor. Öyle ya, elimizin ulaşmadığı, kokusunu alamadığımız, tadına bakamadığımız mesafedeki varlıkları dahi görme duyumuz sayesinde bilme imkânına sahibiz. Örneğin, ilk çağlardan günümüze, koskoca astronomi biliminin, neredeyse tüm birikiminin, görme duyumuz ve görü tecrübemiz sayesinde temin edildiğini söyleyebiliyoruz. Bu makro örneği bir kenara koyacak olsak bile, dünyayı tanımanın öncelikli imkânının, görme duyusu olduğunu, gözlerimizi yumduğumuz anda edindiğimiz tecrübe, bize ispatlayacaktır. Göz, kendi hacminin çok ötesinde bir varlık alanını kapsama yetisine sahiptir. Bu yeti onu, diğer duyularımız karşısında ayrıcalıklı kılan bir başka özelliktir. Göz, kendisi küçücük bir küre olmasına karşın, yüce dağları, engin denizleri, uçsuz bucaksız ufukları, koskoca gökyüzünü içine alabilecek ve algılayabilecek bir kapasiteye sahiptir. Buraya döneceğiz.
 
b) Batı’da kimi Ortaçağ filozofları, insanın cennetten kovulduktan sonra atıldığı bu dünyayı, yetersiz, eksik ve bu nedenle sürekli tamamlanması gereken bir yer olarak tarif ediyorlardı. Aslında bu yoruma ihtiyaç duymadan da, insanlığın ebedi sorunlarını; göçler, savaşlar, zindanlar, çocuk ölümleri, açlık, ayrılık, yoksulluk, vd. hatırladığımızda, bu dünyanın, bize sırtımızda taşınması zor bir anlamlar dizisi yüklediğini ayrımsıyoruz. “Gerçeklik yakıcıdır, bağlayıcı bir zincirdir” diye yazıyor Kandinsky. O nedenle olsa gerek, insanın verili gerçekliği, verili olduğunu varsaydığımız şekliyle yaşaması pek mümkün görünmüyor. Gerek an içinde, gerekse geniş zamanda biz onu, hayaller, imgeler, beklentiler, umutlar ve başkaca çeşitli tahayyüllerle zihnimizde yeniden üretiyor, katlanılabilir kılıyoruz. Ve tahayyüllerimizin gücü, onların “görselliğe” yakınlıklarıyla, görsellik bakımından, ne derece muğlâk ya da belirgin olabildikleriyle ilgilidir.
 
c) İnsanın, gerçekliği, gerçekte olmayan şekliyle yeniden üretmesi, içe dönük bir tür (impulsiv/introvertiv) şizofrenidir aslında. Ama insan zihni, gerçekliği verili olduğu şekliyle yaşamaya kalksa, kanımca yine delirirdi. Üstelik bu delirme dışa dönük (explosiv/extrovertiv) bir patlama şeklinde olurdu, aslında bunun örnekleri de yok sayılmaz. O hâlde düzeltiyorum: beyni infilak eden insan, verili gerçekliği olduğu gibi yaşayabilendir. Ancak buna herkesin gücü yetmez. Çoğumuzun yetmiyor. İşte tam bu aşamadan itibaren, kendi gerçeklik algımızı, kendi hayatımız açısından katlanılabilir kılmak için, bir yardıma ihtiyaç duyuyoruz. İnsan açısından verili gerçekliği yeniden üretme ya da bir başkasınca üretilmiş olanı ikame etme çabasının, ne anlama geldiği şimdi biraz daha belirginlik kazanmış oluyor. Aşık türkü yakmazsa, aşka katlanamaz.
 
d) İnsanın verili gerçekliğe katlanamaması nedeniyle, onu yeniden üretmeye girişmesi sanatın sıfır çizgisidir. Yani, verili olduğunu varsaydığımız gerçekliğe alternatif olmasa bile, ona koşut (paralel) bir başka gerçeklik tahayyülü, sanatın çıkış noktasını oluşturuyor. İnsanın, bilinen tarih boyunca ortaya koyduğu sanat türlerini, kısaca: resim, heykel, mimari, dans, tiyatro, edebiyat, sinema, biçiminde sıraladığımızda, bu türlerin ortak bir özelliği beliriyor. Sanatsal ifadenin en soyut biçimi olan müzik dışında, diğer tüm türlerin oluşturdukları koşut (paralel) gerçeklik, zihinde vuku bulan, ama canlılığını, salt görme yetisinden alan bir imgeler dünyasından oluşmaktadır. Burada müziğin ayrıcalıklı bir durumu vardır. Sadece müzik sanatı, imgelemi harekete geçirme ihtiyacı duymaksızın, doğrudan insan tinine etki edebilme imkânına sahiptir. Bu onun, varlık ve ifade bakımından olabilecek en soyut yapıya sahip olmasından kaynaklanıyor. O nedenle Schopenhauer, müziği doğrudan tin olarak nitelemiş ve onu birinci sanat ilan etmiştir. Yine Schopenhauer, şiiri de Hegel’in iddiasının tersine, birinci değil, müzikten sonra gelen ikincil bir sanat olarak ele alır. Sanat türleri arasındaki bu geleneksel hiyerarşik değerlendirmenin, onların somut görselliğe olan yatkınlıklarında ve yakınlıklarında anlam kazandığını söyleyebiliyoruz. Başka gerekçeleri de vardır belki, ama yukarıdaki nedenle olsa gerek, imgenin doğrudan, en belirgin ve en canlı hâli biçimindeki sinema yedinci sanat oluyor.
 
e) Öyleyse verili gerçekliğin yakıcı ve tahripkâr doğası karşısında, zaman kaybetmeksizin bir çıkış aradığınızda, size en hızlı, en belirgin, en doğrudan bir başka koşut gerçeklik imkânını, ancak sinemanın sunabileceğini iddia etmek mümkündür. Yukarda tahayyüllerimizin gücünün ya da canlılığının, onların görselliğe yatkınlıkları ve yakınlıklarıyla ilgili olduğuna değinmiştik. İşte tam da bu noktada sinema, tahayyüllerimizi en ufak bir muğlâklığa yer bırakmayacak şekilde, en güçlü ve en canlı biçimde görselliğe dönüştürebilmektedir. Sinema bu özelliğinden ötürü, verili gerçekliğin bizde yaptığı tahribatı, en hızlı ve en dolaysız yoldan tedavi edebilecek etkiyi içeriyor. Ancak görselliğin doğrudan etkisi söz konusu olduğunda, etkinin hızı ile onun kalıcılığı ve sürekliliği arasında, yer yer ters bir orantının kaçınılmaz olup olmadığını tartışmak gerekir. Bizde, bir kez daha izleme isteği doğuran ve doğurmayan filmlere, bir de bu açıdan bakmakta yarar var.
 
Ve başa dönersek, şurası kolay anlaşılabilir: sinemanın sahip olduğu söz konusu tedavi edici, onarıcı etkinin, dolayımsız ve doğrudan gücü, görme duyusunun en önde gitmesiyle ilgilidir.
 
 
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..