Hayal Perdesinin Gözünden
Türk Sineması Araştırmaları
09.01.2017 Babamın Kanatları Yükselen Yapılar Ezilen İnsanlar Döndü Toker

Antalya Film Festivali’nden birçok ödülle dönen Babamın Kanatları, inşaat işçisi İbrahim’in kanser olduğunu öğrenmesiyle başlar. Yüksek binalar ve inşaat halindeki yeni yapıları sıkça gördüğümüz film, yoğun bir propaganda barındırır. Ustabaşı İbrahim ve ailesi Van Depremi mağdurlarındandır. En kısa zamanda devletin depremzedelere sunduğu TOKİ evlerine taşınmak isterler. Evin peşinatını kazanmak için İbrahim ve yeğeni Yusuf İstanbul’da bir inşaatta çalışırlar. Ancak taşeron firmaların egemenliğindeki sektörün handikapları onların çalıştığı yapıyı tehlikeli bir ortama çevirir. Yönetmen, ilk sahnelerden itibaren dikkatimizi yükselen binalara odaklayarak hikâyenin ana unsurunu sık sık hatırlatır.  

Artık yapılar yalnızca insanların yaşam alanlarını değil, bu işten mümkün olduğunca çok rant sağlamak isteyen iş adamlarını ve taşeron şirketlerin usulsüz çalışma koşullarını ifade eder. Değerlendirilebilecek her arazi, kısa sürede inşaat alanına dönüşür. Fahiş fiyatlara satılan dairelerin maliyeti insani koşullardan feragat edilerek düşürülür. Filmde de görüldüğü gibi daireleri görmeye gelen aileler, ne emek sürecini ne de orada yaşanan faciaları bilir. Sadece kredi çekip, hayatlarını taksit ödemeye adayarak, çarkın dönmesine katkıda bulunurlar. Bahsedilen ev gezme sahnesi inşaat alanıyla tezat yaratmak için kullanır, ancak devam eden hikâyeyle bütünlük sağlamadığından sonradan eklenmiş hissi verir.
 
İnşaat sektörü daha fazla kâr için işçileri mümkün olduğunca düşük ücretle çalıştırır, çalışma koşullarını minimum düzeyde tutup hızlıca üretim yapar. Bu yüzden inşaat alanları sığınmacıların, mağdurların ya da zor koşullarda çalışmaya mecbur işçilerin geçim kaynağı haline gelir. Bu işçilerin hissettiği ezilme duygusu, inşaatların aşağıdan çekilen açılarıyla pekiştirilir. Yükselen yapılar, onu üreten elleri ezmeye başlamıştır. Ekmek kapısı olan inşaatlar, tedbirsizlik sonucu bir tehlikeye dönüşür. İşçiler, bu alanlarda her an yaralanabilir ya da ölebilirler. Hayatta kalsalar dahi, emeklerinin karşılığını almaları, aracılar ve firma yöneticilerinin insafına kalır. 
 
İnsanın Bedeli Ne Kadardır?
İnsan hayatı hiçbir değerle ölçülemez ve giden bir canın telafisi mümkün olmaz. Küçük ihmallerden ötürü yaşanan kazalar insan hayatının değerini sorgulatır. Filmde, henüz işe giren genç işçinin ölümü, sağlam olmayan bir mekanizma yüzündendir. Bu ölüm diğer işçiler arasında büyük bir sessizlik yaratsa ve yas havası bir süre hissedilse de çalışmaya devam edilir. Zira bu, o kadar sık rastlanan bir durum haline gelmiştir ki, ne formen (ustabaşı) Resul ne de küçük patronda bir duyarlılık yaratır. Yapılacak olan, kan parası ödeyip hukuki sürecin önünü kesmek ve projeye devam etmektir. İşçinin ailesinin nasıl bir yıkım yaşadığı, ölüme sebep olan unsurlar üzerine düşünülmez. Şirketin aleyhine hukuki yaptırımın engellenmesi adına verilen para, ailenin mağduriyetini gidermek için verilmiş gibi yansıtılır. Aileler sessizce verileni kabul eder. Resul zaman zaman patronuyla çelişse de “eyvallah” demeye devam eder. Yönetmen, durumun vehametini anlatmak adına stereotip denilebilecek karakterler seçmiştir. Avukat, formen Resul ve patronun pişkin tavırları, çıkarcı söylemleri izleyiciyi çileden çıkarır.
 
Sadece inşaat değil, alışveriş ve ticaret barındıran pek çok alanda, söz hakkı para sağlayanındır. Yatırımcı, taşeron şirket yöneticileri, aracılar ve işçiler arasındaki ilişki ağı, feodal yapıya benzetilebilir. Bu sistemde ayakta kalacak olan, sorgulamadan işini yapan, üstünün sözünü emir sayan çalışanlardır. Filmdeki taşeron patron, Resul ve Yusuf inşaatı ayakta tutar. Patron yaşanan trajediyi sadece para kaybı ve projeyi durduracak bir tehlike olarak görür. Resul zaman zaman sinirlense de işin doğasına uygun hareket eder. Yusuf ise İbrahim’in uyarılarına rağmen, gençlik hırsıyla kraldan çok kralcı olmayı düstur edinir. İnşaatta Resul’un gizli kulağı ve destekçisi olmaya devam eder. Vakti gelince o da, emri altındakilere aynısını yapacaktır. Amcasının ölümü bile onu hedeflerinden alıkoymaz. Patron ve avukatla masaya oturduğunda asıl düşündüğü, verilecek paranın miktarıdır. Gözü öylesine kapalıdır ki yengesinin parayı niçin kabul etmediğini bile algılayamaz. 
 
Söylem Problemi
Babamın Kanatları’nda başlangıçta İbra-him’in hikâyesinin ana unsur olduğunu ve hasta bir adamın gözünden inşaatın deneyimleneceği sanılıyor. Ancak yönetmen, belgeselvari bir tavırla filme pek çok karakter katıyor ve söylemini desteklemek üzere drama altyapısını eksik bırakıyor. Pek çok konu derinleşemeden ucu açık bırakılıyor. Öyle ki İbrahim’in ölümü bile izleyiciyi incitmiyor. Temel sorun filmin gerçekçi bir yaklaşım izlemiş görünüp, propaganda zemininde takılı kalması ve duygu aktaramaması olsa gerek. Dramatik hikâyenin filmin alt metnine hizmet etmesi doğal karşılanır. Ancak hikâyenin dağılması filmi ve söylemini zayıflatıyor.
 
Türkiye’de ve dünyada örneklerini sıkça gördüğümüz işçi kazaları ve ölümleri gibi önemli bir sorunu, sadece stereotip karakterlerle ve devrimci sloganlarla aktarmak meselenin özünün yitirilmesine sebep oluyor. Oysa bu evrensel konunun seyirciye geçmesi, farkındalık yaratması için klişeleşmiş görsel çözümlemelerden ve propagandadan imtina etmek gerekirdi. İbrahim rolündeki Menderes Samancılar’ın oyunculuğu ve Yusuf karakterinin izleyiciye samimi gelen yanlarına rağmen film vasat kalıyor. Görsel dilin akıcılığı Babamın Kanatları’nı izlenir kılıyor ve daha iyi örneklere yol açması ümidini barındırıyor. 
 
YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..