Söyleşi
Atalay Taşdiken SÖYLEŞİ:Barış Saydam, Celil Civan "Taşrayı sinema için olağanüstü bir zenginlik olarak görüyorum; zenginliğin farkına varabilmek, bu zenginliği işleyebilmek için de bir defa onun gerçek karşılığını iyi okuyor olmak lazım. Oryantalist bir bakışla taşraya baktığınız zaman beklediğinizi alamazsınız."
22.10.2013 “Okumasını Bilirsen Taşra Büyük Zenginlik”

Annesiz büyüyen iki çocuğun hikâyesini anlattığı Kız Kardeşim Mommo (2009) filmiyle dikkatleri üzerine çeken Atalay Taşdiken, ikinci filmi Meryem’de de ilk filmindekine benzer bir atmosfer kuruyor. Anadolu’nun küçük bir kasabasında yaşayan saf ve masum bir genç kızın hikâyesine odaklanan Meryem’de, yönetmen anlattığı hikâye kadar onun çağrıştırdığı anlamlarla da filmini zenginleştiriyor.

 

Mommo’dan sonra bir kez daha cebinizdeki bir hikâyeyle devam ediyorsunuz. Meryem’in hikâyesini ilk ne zaman öğrendiniz?

 

Gerçek Meryem’in hikâyesi Mommo’nun hikâyesinden on yıl sonrasını ilgilendiren bir hikâye, benim gençlik yıllarımın hikâyesi. Tabii ki Meryem’in hikâyesini bir kasabada çok yakinen, içine girerek bilme şansım çok zor, fakat bu hikâyedeki bütün detaylara vakıf olabilme şansı biraz da kendi evimizden kaynaklandı. Annemin ve ablamın çok yakın ilişkide oldukları bir insandı ve onun hikâyesi ile ilgili her şeyin bizim evde bir karşılığı, bir yansıması mutlaka oluyordu. Sonrasında bunu film yapmaya karar verdiğim zaman da annemle ve ablamla tekrar oturdum, konuştum. Baktım ki o günlerin hatırası hâlâ bozulmadan saklanmış gibi onların hafızalarında duruyor, o zaman biraz daha emin oldum yani bu hikâyelerin gerçekten bir karşılığı olabileceğine; çünkü zaman zaman hayatımızda, yakınımızda, yöremizde yaşanmış hikâyeler bizi o anlığına etkiler ama sonrasında ne onun etkisi ne ayrıntısı kalır. Unutur gideriz.

 

Meryem’in hikâyesine gelen süreçte Mommo’dan sonra yapılacak film ne olmalı meselesi vardı. O aslında zor bir işti; hep duyardım yönetmenlerin ilk filminden sonrası biraz zor olur diye. Biraz da Mommo’nun manevi yükü açıkçası fazla oldu, çünkü gerçekten insanlar onu çok sevdiler. Başka öyküler de vardı ikinci film olarak yapmayı düşündüğüm ama hem dili hem hikâyesi hem de duygusu ile Meryem ona daha yakındı. Mommo’ya akrabalığı olan bir öykü olursa ikinci film için daha doğru olur diye düşündüm. İlk filmde kahramanımızı köyde yaşayan bir kahraman olarak seçmiştim ve onu kasabaya göndermiştim, ikinci filmde de kasabada yaşayan kahramanı film konusu yaptık.

 

Bu sefer de kahraman şehre gidiyor.

 

Evet, onu şehre gönderip üçüncü filmi de bir şehir hikâyesi olarak yapacağız.

 

İki film arasındaki akrabalıktan bahsettiniz. İlk filmdeki baba aslında burada da yine dede olarak karşımıza çıkıyor ve şöyle bir benzerlik var: Mommo’daki kız çocuk ilerde nasıl olur diye bir soru sorsak herhalde bu şekilde devam edebilir diye düşünebiliriz.

 

Evet, çok doğru. Öykü akrabalığından kast ettiğim de aslında biraz oydu, bir ruh akrabalığı da var. Biri kasaba biri köy ama olabildiğince onları içerden gözlemlemeye çalışan bir kentli bakışıyla onların duruşunu, onların davranışını perdeye aktarma yanlışlığından olabildiğince uzak durmaya çalıştım. O anlamda da çok benzer yanları var; sahici insanlardır, oradaki kahramanlar da Mommo’daki gibi sahicidir.

Söyleşinin tamamını burayı tıklayarak derginin 36. sayısından okuyabilirsiniz.

ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..