Hayal Perdesinin Gözünden
Türk Sineması Araştırmaları
12.09.2017 İsmail'in Hayaletleri Sezgisel Anlatıdan Kayıtsızlığa Zeynep Turan
Hem hikâye anlatım tarzı hem de filmografisi itibarıyla zaman ve mekân üzerinde sıçramalar yapan yönetmen Arnaud Desplechin, Fransız sinemasının en dağınık filmlerini yapmaya devam ediyor. 70. Cannes Film Festivali’nde açılış filmi olarak gösterilen İsmail’in Hayaletleri yönetmenin önceki filmlerinden izler taşısa da kurgusal bütünlük açısından diğerlerine kıyasla daha kayıtsız ve karmaşık bir yapım. Olayların akışının kronolojik bir sıralaması olması gerektiği ya da zamanın lineer bir şekilde tasarlanması ön kabulüne dayanmıyor. Desplechin’in filmografisine hâkim olan, birbirinin üzerinden akarak değil atlayarak ilerleyen olaylar zinciri, bir çeşit tutarsızlığı tetikliyor.
 
Filmlerinin çoğunda Mathieu Amalric’i oyuncu olarak seçen yönetmen, aynı isimli karakteri farklı senaryolarda seyirci karşısına çıkarır. Mimikleri ve karakter özellikleri açısından birbirini andıran bu kahramanları cinsel deneyimleri, aşkları, duygusal geçişleri üzerinden tanıtır. My Sex Life... or How I Got into an Argument (Comment je me suis disputé... (ma vie sexuelle), 1996) filmindeki genç Paul Dedalus’un ergenlik dönemini, ilk aşkının heyecanını My Golden Days (Trois souvenirs de ma jeunesse, 2015) filmindeki antropolog rolüyle gösterir. Kings and Queen (Rois et reine, 2004) filminde bir müzisyen olarak karşımıza çıkan İsmael Vuillard karakteri ise, İsmail’in Hayaletleri’nde bitirmek zorunda olduğu senaryosuyla başı dertte bir yazardır. Filmlerinde tekrar eden diğer bir isim ise Esther’dir. My Sex Life’ta Paul’a eşlik eden Esther, Paul’ün en güzel günlerinde ilk aşkı olarak yanındadır. Esther Kahn’da (2000) ise oyuncu olarak sahne almak isteyen Yahudi bir kadın karakterdir.
 
Yönetmen yalnızca karakterlerin isimleri ve onların özellikleri açısından değil aynı zamanda tematik olarak da benzer konular etrafında gezinir. My Golden Days’te Paul, antropolog olmak için Paris’te eğitim gören bir genç iken Düş ve Gerçek’te (Jimmy P., 2013) yetişkin bir antropolog olan Georges’un tanıklık edilesi bir tecrübesi vardır. Kadın-erkek ilişkilerinin merkezde olduğu ya da yan hikâyelerde mutlaka ele alındığı filmografide karakterlerin geçmişleri, anıları da biçimsel yapıyı tamamlayan diğer bir unsurdur. Desplechin sinemasındaki bir diğer ortaklık ise her filminde geçmişle kurulacak bağlantıların olay bütünlüğünü sekteye uğratmasıdır. Bu bazen oyuncuların kameraya direkt bakarak kendi duygu durumları, düşünceleri ya da geçmişlerinde neler olup bittiğini anlattıkları sahnelerle kimi zaman da asıl hikâyeye paralel anlatılan olaylar sayesinde gerçekleşir.  
 
Zamanın Biçimselliği
İsmail’in Hayaletleri’nin kahramanı, yıllar önce karısı Carlotta tarafından terk edilmiştir. Kızının üzüntüsüyle baş etmeye çalışan Carlotta’nın babasıyla hâlâ görüşen İsmail, astrofizikçi Sylvia ile beraber yaşasa da günün birinde Carlotta’nın ortaya çıkmasıyla işler karışır. Yirmi bir yıl aradan sonra geri dönen Carlotta neden gittiğini bilmediğini söyler. Yirmi yaşındayken günün birinde trene binip gittiğini, birçok erkekle beraber olduğunu, en sonunda içlerinden biriyle evlendiğini ancak o öldüğünde artık kaçamayacağını anlayarak geri döndüğünü anlatır. Babasıyla kocası kendisine ağır geldiği için nasıl yaşayacağını bilemeyen genç kadının bu olağan dışı tecrübesinin, yani yirmi bir yıl ortadan kayboluşunun hikâyede ve seyircide bıraktığı tesir kısıtlıdır. İkinci Dünya Savaşı sırasında orduda görev yaparken başından yaralanan bir Kızılderili ile onun tedavisi için ABD’ye gelen Avrupalı Yahudi bir analist arasındaki ilişkinin anlatıldığı Düş ve Gerçek filminde de benzer irtibatsızlık söz konusudur. Tarih, antropoloji ve psikiyatrinin ilgisini çekebilecek bu film Kızılderilinin yaşadığı travmayı kişisel hikâyeye indirgediği, analist ile zaman içerisinde kurduğu dostluğu tekdüze anlatıya sığdırdığı için özgünlükten uzaklaşır.
 
İsmail’in Hayaletleri’nde ise Carlotta geriye döndüğünde kocasını geri kazanmak için ağlar, başından geçenleri bir çırpıda anlatır. Geçmişte yaşadığı gerilime, hayal kırıklıklarının ağırlığına dair hiçbir aktarım yapılmaz. Yani karakterin tecrübesi yaşanacak diğer olayları başlatmanın ötesine gidemez. Bunun en önemli sebebi İsmail’in devamını getirmeye çalıştığı senaryonun yan hikâyesi olarak filme katılma şeklidir. Filmlerini klasik dramanın dışına çıkararak karakterlerin duygusal deneyimlerinin akışına bırakan Desplechin, yukarıda bahsedilen tüm biçimsel bütünlüğü kesip biçip dağınık bıraktığı sezgisel bakışa borçlu. İsmail’in Hayaletleri ise bu sezgisel tavra izin vermeyen kurgusuyla yönetmenin özgünlüğünü sekteye uğratıyor. 

Bireysel sinematografiyi var eden zaman, mekân ve kişi arasında kurulan mekanizmalar, yönetmenin filmlerinde biçimsel unsurlar üzerinden tekrarlanır. Oysaki Desplechin’in filmlerinde zaman algısının işlevsel bir yer tuttuğu görülebilir. Karakterlerin arasındaki ilişkiler, paralel hikâyeler arasındaki geçişler zamanı eğip büken, aniden ileriye veya geriye saran bir devamlılıkla gerçekleşir. My Golden Days’te Paul Dedalus’un ergenliğini seyretsek de filmin bütününde geçmişine gideriz. Filmin ilerleyen dakikalarında ilk aşkı Esther ile on yıl süren ayrılıklarını ve mektuplaşmalarını takip ederiz. Birden on yıl ileriye atlamış olsak da anıların canlanmasıyla tekrar geçmişe doğru sürüklenebiliriz. İsmail’in Hayaletleri de benzer şekilde karakterlerin hayat hikâyelerini veya duygu durumlarını özetleyerek anlatıcı konuma geçtikleri, yönetmenin diğer filmlerinden aşina olduğumuz biçimsel detaylarla sarılı. Geçmiş ile gelecek arasında gidip gelen yönetmen böylelikle bu biçimselliği, zaman duygusunu besleyecek bir atmosfere önceler. Geçmiş, filmin akıp giden şimdiki zamanından çok daha belirgin ve gerçek olacakken karakterlerin anılarını aktaran sekanslar olarak kalır. Yönetmen önceki filmlerindeki sezgisel üslup sayesinde, karakterlerin zaman içerisinde yaşadıkları tecrübelerin neticesinde filmin şimdiki hallerine geldiklerini, zamanın bir varlık koşulu olarak film içerisinde aktığı durumları gösteriyordu. İsmail’in Hayaletleri’nde zaman bu denli işlevsel kullanılsa da yönetmenin kurgu esnasındaki müdahalesi fazlasıyla hissedilir.  

 

YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..