Hayal Perdesinin Gözünden
Türk Sineması Araştırmaları
12.12.2014 Bire Bir Kim Ki Duk’un Öfkesi Celil Civan
Kim Ki Duk öfke, şiddet ve intikam dolu hikâyeler çekmeye devam ediyor. Koreli yönetmen filmografisi boyunca şiirsel, naif ve mistik unsurları sert, şiddet dolu ve gündelik hayata dair unsurlarla bir araya getiriyor.
 
2011 yapımı Arirang isimli yarı belgeselde kendi içindeki hıncı, film yapamadığı için kendisine duyduğu öfkeyi ve kendisine ihanet ettiğini düşündüğü arkadaşlarından intikam almayı doğrudan doğruya seyirciye aktaran Kim Ki Duk’un, daha sonra Acı (Pieta, 2012), Moebius (2013) ve Bire Bir (Il-dae-il, 2014) ile üretim tıkanıklığını aştığı kadar öfke ve şiddeti de görece belirgin bir hatta anlatmaya başladığını söyleyebiliriz. Acı, bir anne-oğul ilişkisi dolayımında Oedipus’a dair göndermeler yapıyordu, ama bir yandan da büyük şehirde tefecilerden borç alan küçük esnafın hikâyesini anlatıyordu. Moebius, yirmiye yakın film çekmiş bir yönetmenin “deneysellik” kattığı bir hikâyeydi: diyalog içermeyen film, modern bir şehirli ailenin bol bol Oedipal imalar içeren şiddet dolu hikâyesini konu ediniyordu.
 
Arirang sonrası Kim Ki Duk filmlerinin sonuncusu olan Bire Bir, bu sefer görece çizgiyi daha da kalınlaştırıyor gibi: Bir lise öğrencisinin ölümü üzerine isimsiz bir kahraman, bir grup yoksul, hayata yenik düşmüş insanı bir araya getiriyor ve öğrencinin ölümüne sebep olan kişileri yakalayıp gerektiğinde (ki çoğu kez gerekiyor!) işkence ederek suçlarını itiraf ettiriyor. Söz konusu “av” belirli bir hiyerarşi içinde gerçekleşiyor; önce alt katmandaki isimler yakalanıyor, bu gitgide en üste, işin içine dahil olan siyasi ve askeri figürlere kadar gidiyor. İkinci hiyerarşik yapı ise isimsiz kahramanla bu iş için bir araya getirdiği kişiler arasında var oluyor. Kimse kimseyi sıradan hayatlarında tanımıyor, herkes sadece intikam için bir araya geliyor, hiçkimsenin de bu intikam işi bitmeden ayrılmaya hakkı yok. Ancak söz konusu hiyerarşinin filmin sonlarına doğru yıkılmaya başladığını söylemek şaşırtıcı olmasa gerek. Öncelikle ekipteki kişiler yapılan işkenceleri haklı da bulsalar bunun doğru olmadığını düşünmeye başlıyorlar. Ekibin başındaki kişinin işkenceyi “gerekçelendirmesi” ise Kim Ki Duk’un öfkesinin belirgin bir çizgide ilerlediğini gösteriyor: “Bastırılmış/nedensiz bir öfke bizim en büyük düşmanımızdır. Onu yok etmemiz gerekir. İşte bu yüzden bunları yapıyoruz.”
 
Ekipteki kişilerin hayatlarına baktığımızda cinayetin intikamını almak için “avcı” olanların aslında ülkedeki düzenin “avından” başka bir şey olmadığını görüyoruz: Zengin müşterisi tarafından aşağılanan garson, patronundan dayak yiyen tamirci, kocasından/sevgilisinden şiddet gören genç kadın, tefecilere borcu olan yaşlı adam… Böylece isimsiz kahramanın düzenin mağduru olan kişileri bir araya getirdiğini ve onların bastırdıkları, dahası sebebini bilmedikleri öfkelerini düzeni devam ettirenlere yönelttiğini görüyoruz.
 
Ancak bu öfkenin yönlendirilmesi bazı soruları gündeme getiriyor: Düzenin doğrudan veya dolaylı şiddetini yenmenin yolu onun uyguladığına benzer bir şiddete yönelmek midir? Sistemi alt etmek için “bire bir” onu işletenlere mi saldırmalıyız? Düzenin şiddetiyle bizimki arasında ne fark vardır? Bir yerden sonra kendi şiddet düzenimizi kurmuş olmaz mıyız?
 
Film bu sorulara doğrudan cevaplar vermiyor ama filmin sonunda benzer bir şiddet yapısının oluştuğunu ve rollerin değiştiğini göstermekle söz konusu soruların yabana atılmaması gerektiğini ima ediyor.
 
Film kimi kez didaktik bir üslup kullansa, filmin önermeleri fazlasıyla yenilikçi olmasa da ekibin yakaladığı kişilerin “ben sadece bana söyleneni yaptım” demelerinin bir bahane olamayacağını, yakalanan üst düzey yetkililerin “ben ülkem için her şeyi yaparım” gibi tanıdık beylik sözlerle kendilerini savunmalarını göstermesi açısından dikkate değer. Diğer yandan filmin son on dakikası metaforik yapısıyla Kim Ki Duk sinemasının alametifarikalarını göstermekte. Bire Bir’in bir diğer dikkate değer özelliği ise filmin sonunda jenerik akmadan önce “Ben kimim?” (Who am I?) sorusunun belirmesi. Kim Ki Duk’un bu soruyu kendisine sorduğunu düşünmek mümkün, diğer yandan yönetmen aynı soruyu şiddet dolu bir dünyada yaşayan bizlerin de kendimize sormasını istiyor gibi.
 
YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..