Hayal Perdesinin Gözünden
Türk Sineması Araştırmaları
20.04.2011 İstila Ötekiler Aramızda Celil Civan

Uzaydan gelen istilacılar, daha çok soğuk savaş dönemi sinemasına özgü bir imgeydi. Bir yanda “özgür dünya” diğer yanda ise “demirperde ülkeleri” vardı ve uzaylı istilacılar, Batı’daki komünizm korkusuna atıf yapıyordu. Invasion of the Brain Snatchers (1956) filmi, Amerikalıların bilinçdışındaki korkuyu “tekinsizlik” noktasında ele alıyordu. Beyinleri ele geçirilen Amerikan yurttaşları dışarıdan bakıldığında tıpkı sıradan insanlar gibi görünüyorlardı ama onlar gibi değildiler; zihinsel ve insani yetilerini yitirmişlerdi. Burada mesaj gayet açıktı: “Ötekiler” de bize benzer ama bizi “insan” yapan yetilerden yoksundurlar, öyleyse bizden değildirler.

 

Soğuk savaş bittikten sonra yaşanan liberal iyimserlik, 11 Eylül’le birlikte azgın bir saldırganlığa dönüştü. İdeolojik ikilem, iyimserliği aşan bir ikiyüzlülükten başka bir şey değildi: Bir yandan siyasi ve felsefi bir ötekilik kavramı, entelektüel zeminde ağırlık kazandı ama aynı zamanda ötekilere dönük saldırganlık daha da arttı. Slavoj Zizek, söylem düzeyinde “ötekine saygının” arttığı bir dönemde, en büyük suçun “başkasına dokunmak” olduğunu söylerken sadece paradoksal bir şaka yapmıyordu. Alain Badiou’nün ötekine ilişkin felsefi itirazı ise sert olmasına sertti ama kaskatı gerçekti de: Batı, ötekine elbette kucak açıyordu ama ancak öteki “Batılılar gibi” olursa.

 

Son dönemde sinema, uzaylı istilacılara geri döndü. Bunda ana akım sinemaya uzun zamandır hâkim olan “iki binli yıllarda makinelerin hâkimiyeti” temasının inandırıcılığını yitirmesinin de payı var. 2011 yılı geldi ama ne robotlar veya androidler bizi ele geçirdiler, ne de havada uçan arabalarımız var. Kendi sıkıcı hayatlarımıza devam ediyoruz ve makineler da bu sıkıcı hayatı kolaylaştırmaktan öteye gitmiyor.

 

Makinelerle sorunlarımızı hallettik sayılır ama ötekilerle derdimiz devam etmekte. Üstelik artık ne bize benziyorlar ne de onları yenebileceğimiz kadar zayıflar. Skyline (2010) ve Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı (Battle: Los Angeles, 2011) filmleri, bizi gelip yutan güçlü uzaylıları ana akım sinemanın kalıpları içinde anlatırken Bölge 9 (District 9, 2009) ve gösterimdeki İstila (Monsters, 2010) ötekine dair kaygılara vurgu yapmasıyla dikkat çekiyor.

 

Bölge 9’daki mekânın Afrika olması rastlantı değildi. Tıpkı İstila’nın da Meksika’da geçmesinin rastlantı olmaması gibi. İlk filmde uzun yıllar apartheid’e uğramış siyahların, uzaylılardan şikâyet edip, onları kovmak istemesi siyasi bir ironi taşıyordu. İkinci filmse “liberal dünya”nın öteki sevgisiyle birlikte göçmen nefretini özetliyor ve Badiou’nun tespitini bir adım daha ileri götürüyor: Öteki elbette var olabilir ama bize bulaşmazsa. Filmde uzaylıların istila ettiği bölgenin “hastalıklı alan” olarak adlandırılması, Batı’nın ötekini nitelerken hâlâ hastalık metaforuyla konuştuğunu ima ediyor. Filmin kahramanları uzaylıların istila ettiği Meksika’dan Amerika’ya ulaşmaya çalışıyorlar ama yolculuk, “uzaylılardan kaçmak” ile “Meksika’dan uzaklaşmak” arasındaki farkı belirsizleştiriyor. Amerika’ya kaçmak isteyen Meksikalı göçmenleri, uzaylı saldırganlarla özdeşleştiren film, “özgürlükler ülkesi”nin kendi özgürlüğünü korumak için ne kadar muhafazakâr ve kapalı bir tutum sergilediğini de açık ediyor. Dahası, fotoğrafçı Kaulder, Batı’nın ötekine ilişkin “bakışını” da hemencecik özetleyiveriyor: Eğer ölü bir çocuğun fotoğrafını çekersem 50.000 dolar kazanırım ama mutlu bir çocuğu çekersem hiç para alamam. Batı için kendi dışındaki toplumlar kurban, mağdur ve yardıma muhtaçtır. Onlara yardım etmek isterler istemesine ama “onlar” olarak kalmaları karşılığında.

 

Kahramanlarımız, Amerika’nın Meksika sınırına ördüğü duvarla karşılaştıklarında Kaulder’ın “Amerika’ya dışarıdan bakmaktan” söz etmesi, ötekine bakarak kendi dışına çıkma maharetini gösterdiğini sanan liberal ideolojinin kör noktasını da işaret eder. Liberal dünya, kendi ürettiği ötekini kovarken onun kendi rızasıyla dışarıda kaldığına inanır.

 

İdeolojilerin yerini yardımseverlikle empatinin aldığı günümüzde, “öteki” sağlam bir zeminde varlığını korumayı sürdürür: Öteki asla bizim aramıza katılamaz. Nitekim ona yardım etmemiz, onunla empati kurmamız, onun bulaşıcı olduğunu söylemek bir mesafenin gerekliliğini ima eder. Onların tam da “başkası” olarak burada olduğunu görmeyi ise narin liberal yürekler kaldırmaz.

YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..