Hayal Perdesinin Gözünden
Türk Sineması Araştırmaları
28.01.2011 Biutiful Avrupa'daki Kısa Devre Celil Civan

Alejandro González Iñárritu’nun bir tür sinemasal “kelebek etkisi”ni perdeye yansıtan filmleri ne kadar yalnız olduğumuzu düşünürsek düşünelim aynı dünyada, birbirimize temas ederek yaşadığımızı söylüyordu. Son filmi Biutiful, liberal söylemin kullana kullana anlamsız hale getirdiği “ötekiyle temas”ın doğrudan “iyi ve güzel” olarak nitelendirilmeyeceğini, bu söylemin bilinçdışında karanlık ve sınıfsal bir makinenin olduğunu göstermek istiyor. Bir Batı şehrinin ışıltılı yüzeyini kaldırıp baktığımızda, kendimize muhatap aldığımız orta sınıf ötekilerin dışında, öteki bile sayılmayanlarla karşılaşırız: Korsan CD üreten kaçak Çinliler, bunları satan kaçak Senegalliler. Dolayısıyla burada, Batı’yı “süsleyen” bir etnik renkten değil ama Batı’nın ideolojisini “karartan” bir ideolojik lekeden söz etmek gerekiyor. Film Batı’nın yaldızlarını silmek istese de küreselleşme ve öteki konusunda ikircikli bir tutum sergiliyor.

 

Kaçak göçmenlere iş ve kalacak yer bulan Uxbal’a odaklanan film, karakterin kişisel hayatıyla içinde bulunduğu toplumsal ortamı belli metaforlarla kesiştiriyor. Uxbal’ın kanser oluşuyla içinde yaşadığı toplumun çürümesini koşut gösteren filmde, Uxbal’ın metafizik yeteneği de (hayaletlerle konuşması) filmin anlam yapısını derinleştiren bir öğe olarak işleniyor. Dünyadaki işleri tamamlanmadığı için bir türlü öbür dünyaya geçemeyen hayaletler gibi Uxbal da içinde bulunduğu sıkıntı ve karmaşadan kurtulmayı beceremiyor. Kanser oluşuyla birlikte o da bir hayalet gibi yarı canlı yarı ölü hale geliyor. Uxbal’ın hayaletlerle konuşması metafizik bir öğe olmanın dışında, kahramanın içsel hesaplaşmasına, vicdanına da atıf yapıyor. Ancak kahramanın vicdanı sadece göçmenlerle samimi bir dostluk kurduğu için değil ama vicdanını “cüzdanıyla” karıştırdığı için de kanıyor. Zira Uxbal’ın hemen her ilişkisinde (eski karısıyla bile) sevgi ile para karşı karşıya geliyor. Dolayısıyla film, içten içe “birbirimizi sevelim” demek istese de paranın egemenliği karşısında böyle bir söylemin fazlasıyla naif kalacağının ister istemez farkına varıyor.

 

Bu farkına varış, Uxbal’ın ve filmin ikilemini de ifşa ediyor aslında: Uxbal göçmenlerin zor koşullarda yaşadıklarını, açlık ve sefalet içinde olduklarını biliyor ama gene de onların Avrupa’da daha rahat olacaklarına inanıyor. Kendi vicdanını rahatlatmak için kaçak göçmenlere iş bulduğunu, onlara kalacak yer sağladığını söylüyor. Batı’da yaşamak zor olsa da her şeye rağmen “bir arada yaşayabileceğimizi” savunuyor. Üstelik bütün bunları “samimiyetle” ifade ediyor. Dolayısıyla film, küresel dünyanın karanlık yüzünü ortaya koyarken hâlâ naif bir liberal söylemi dillendiriyor. Böylesi bir ikilem de söz konusu söylemin “kısa devre” yapmasını sağlıyor. Uxbal’ın söylemi, mevcut gerçeklerle ideolojik söylemler arasındaki açmaz kadar bireylerin bu ideolojik söyleme sıkışıp kaldıklarını, başka alternatifler düşünemediklerini de ortaya koyuyor. Bu bakımdan filmin karanlık ve ikircikli yapısı, mevcut liberal paradigmanın karanlık ve ikircikli yapısını ima ediyor.

 

Filmin adındaki “tashih” Uxbal’ın konumunu da belli ediyor zaten: “Beautiful” yerine “Biutiful” yazıyor kızının defterine. Zira bir yandan hiçbir şey “güzel” değil ama Uxbal “güzel” olduğuna inanıyor. Dahası bunu ancak küreselleşmenin diliyle, yarım yamalak anlatabiliyor.

YORUM YAZ:
Ad Soyad:
Yorumunuz:
Kalan: (Sadece 600 karekter olabilir)
ARKADAŞINA GÖNDER:
Ad Soyad:
Email Adresiniz:
Arkadaş(lar)ınızın Email Adresi:

birden fazla email adresi yazacaksanız boşluk ile ayırmalısınız.
NOTUNUZ:
Bilim ve Sanat VakfıKüre YayınlarıKlasik Yayınlarıİstanbul Şehir Üniversitesi
Hayal Perdesi © 2010 - [email protected] Yayımlanan malzemenin bütün hakları Hayal Perdesi’ne aittir. Kaynak göstererek alıntılanabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir..